|
Zevk duygumuz acaba nasıl şekilleniyor? Yaptığımız
işleri, onları önceden sevmesek bile kendimizi için eğlenceli hale mi
getirmeye çalışıyoruz? Yoksa içimizden gelen ve bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz
şeylerin peşinden mi koşuyoruz? Bu sorulara cevap vermek gerçekten güç.
Çünkü, biz insanlar mutlu olmadığımıza inanmakta zorluk çeken varlıklarız.
Çok mutsuz edici durumlarda bile kendimizi korumak adına zevk aldığımızı
düşünebiliriz.
Genel olarak şöyle düşünebiliriz, başarılı olduğumuz işler bize zevk verir. Peki gerçekten öyle mi? Parça parça düşünelim. Öncelikle başarılı olduğumuz işler sonucunda çevremizin yada kendimizin gururumuzu okşaması suretiyle egomuzu tatmin ederiz. Sonra bu duyguya bağımlı oluruz. Daha fazla başarılı olmak için daha fazla çalışırız. Hayatın diğer tüm renklerini unutmak pahasına bize zevk veren bir şeyin kölesi oluruz. Uç noktada düşünecek olursak, bunun uyuşturucu kullanmaktan ne farkı var ki? Sanırım, işkolikler bu kategoride sınıflandırılabilirler. Yaptıkları iş onları o kadar tatmin etmektedir ki, hayatın kalan kısmının da bir yandan akıp gittiğini görmezler bile. Onlar için belki de hayatın anlamı yaptıkları iştir. Bunun daha değişik örnekleri de olabilir, hep kazandığı için aynı bilgisayar oyununu sürekli oynayanlar gibi. İşin belki de daha komik olan yanı ise, bu insanlar hayatta başka zevklerin de onları beklediği gerçeğini görmek istemezler, bu onları rahatsız eder. Ancak kendilerini karşı yeterince eleştirel olabilenler bu kısır döngüyü bir noktada kırmayı başarabilirler. Kısaca, zevk aldığımız şeyler eğer çeşitli değilse ve bir noktada kilitlenmiş ise aslında zevk almaktan çok uzakta bir köleyizdir. (NOT: Sigara içmekte bu çeşit bir “zevk” olarak düşünülebilir.) Yukarıda bahsedilenin tam tersi de düşünülebilir. Zevk aldığımız işlerde başarılı olmaya çalışırız. Ülkemizde pek çok gencin sanatçı olma hevesi belki de bundan ileri gelmektedir. (Gerçekten de çok safça bir yaklaşım oldu :). Burada amaç sanat aşkından öte, vaat edilen yaşam standardını yakalamak olsa gerek.) Peki zevk aldığımız işlerde başarılı oldukça en az eskisi kadar zevk alabilir miyiz? Böyle olacağını sanmıyorum. Zevk aldığımız bir işe ne kadar çok zaman ayırırsak o bizim için bir hobi olmaktan öteye gider ve profesyonel olarak yaptığımız bir iş haline gelir. Bu da aldığımız zevki azaltacaktır. Bir şeyi ne kadar görev ve sorumluluk bilinci ile yaparsak o kadar zevk vermekten uzak olacaktır. Örneğin, ben kendi adıma satranç oynarken kazanmaktan çok güzel bir maç oynamış olmayı istiyorum. Kazanmak yada kaybetmek bir anlık bir şeyken oyunun güzellikleri oyun boyu yakalayabileceğimiz şeyler. Oysa sadece oyunu kimiz kazanacağına konsantre olursam bu oyundan alacağım zevki de azaltır. Belki de bunun için satrancı arkadaşlarımla gerçek hayatta oynamayı, internet’te oynamaya tercih ediyorum. Internet’te oynarken puan sistemlerinden dolayı mutlak olarak kazanmayı hedefliyorum. Bir de işin içine yok yere kazanama hırsı girmiş oluyor. Hırs, stres, korku bunlar zevkin düşmanları. Bir de şu var, diyelim ki ben öyle bir noktaya geldim ve herkesi yenebiliyorum. (Tabii amatör anlamda, bu işten para kazanmadan). Artık kendimi geliştirmeme yardımcı olacak bir rakip olmadığı için üzülür ve bırakırım sanırım. (Burası aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş misali oldu, hoş görün artık.) Demek ki neymiş, zevk aldığımız konularda başarılı olmak adına profesyonelleşmek, göründüğü kadar da iyi bir şey değilmiş. Yaptığımız işten zevk alır mıyız? Bu kolay cevaplanabilecek bir soru değil, ancak biraz etrafında dolaşmayı deneyebiliriz. Biraz daha temelden gidecek olursak. Üniversiteyi kazanan pek çok adayın aslında ilk tercihleri olmayan okullarda (ve hatta bölümlerde) olduklarını biliyoruz. Bu insanlar dört sene boyunca belki de hiç istemedikleri bir bölümde okumak ve geri kalan hayatlarında da büyük olasılıkla istemedikleri bir mesleği icra etmek durumunda kalacaklar. Nasıl olacak bu? Bu insanlar yavaş yavaş kendi kendilerini kandırmaya, beyinlerini yıkamaya başlarlar. Okudukları bölümün o kadar kötü olmadığından girip, aslında hayatlarının bölümünde okuduklarına kendilerini ikna edeceklerdir. Aslında bu bir çeşit savunma mekanizması. Biz bu insanları köşeyi sıkıştırıp, fazla da bir şans vermiyoruz beyin de kendi kendini korumak ve sinir stresi azaltmak adına böyle işlere girişiyor. Bunun benzeri istemediği işte/işyerinde çalışan insanlar için de geçerli olabilir. “Tecavüz kaçılmazsa zevk almaya bak” sözünü hatırlatan bir durum. Acı ama bir o kadar da gerçek. Yaptığı işten zevk alan insanlar da eminim vardır. Hem hayatları boyunca önlerine gerçekten istedikleri sunulan, ve işkolik olmayacak kadar egolarına hakim insanlar. Ama bu şanslı insanların sayısının çok da fazla olduğunu düşünmüyorum. Arkadaşlarımız ve çevremiz bizi zevkler konusunda nasıl yönlendirir bu konuda da düşünebiliriz. Dans eden insanları izlemeyi severim (daha ziyade insanları izlemeyi severim, düz mantık izlemeyi severim :).). Dans eden insanları genel anlamda ikiye ayırabiliriz. Müziğin ritmine kendilerini bırakmış bir şekilde salınan insanlar ve utana sıkıla kasıla kasıla acayip hareketler yapanlar. Bu iki grubun arasındaki fark, birinci gruptakilerin bu işten zevk alması, ikinci gruptakilerin ise insanların bu işten zevk aldığını bilip zoraki kendilerini zevk almaya zorlamalarıdır Bu iki tip insanı ayırmak gerçekten kolaydır ve dışarıdan belli olurlar. Demek ki, zevk almak zoraki olan bir şey değil ve bir insan diğer pek çok insana zevk veren bir şeyden zevk almak zorunda da değildir. Aynı şarkıyı arka arkaya on defa dinlediğiniz oldu mu hiç? Bu nasıl bir şeydir hiç anlam veremiyorum işin açıkçası. Hayır, ben yapmıyor değilim sadece niye yaptığımıza anlam veremiyorum. Bu bir şeyi abartmak sureti ile zevk almak olsa gerek. Aynı yemekten bir oturuşta bir tencere yemek (yok artık, bunu yapmıyorum) , saatlerce chat yapmak vb. “Fight Club” ‘ da anlatılanda böyle bir zevk olsa gerek. Bazen zevk aldığımız şeyler, zaman duygumuzu yitirmemize de sebep olabilir. Kaç saattir oynadığımı hatırlayamadığım pek çok oyun vardır hayatımda. Oynarken yemek yemeyi unuttuğum ve bir anlamda hayattan koptuğum. İlginçtir bu tür şeylerin sonunda yaptığımızın zaman kaybından öte bir şey olmadığını kabul ederiz genelde, ama yine de bir gün tekrar yapacağımızı biliriz. Pekala, hayattan zevk almak ne demek o halde? Hayat, sonunda zaman kaybı olarak nitelendireceğimiz bir oyun mu? Başarılı olmaya çalıştığımız, yoksa zaruretten zevk almaya baktığımız garip bir ortam mı? Bunlara cevap vermek gerçekten zor. Ama sanırım dans eden insanlar bu noktada çok iyi bir örnek olacaktır bizim için. Bizde kendimizi hayatın akışına bırakıp küçük detaylardan bile zevk almaya başladığımızda mutlu olabiliriz ancak. Zamanın dalgalarında ona uyumlu hafif salınımlar yaparak ve mümkünse kendimizi kasmadan, kendimiz olarak hayattan zevk alabiliriz. İngilizlerin dediği gibi arada bir durup çiçekleri koklamakta fayda var. Ancak o zaman bu hayattaki sayılı şanslı insanlardan biri olabiliriz. 29.4.2005
|