Ir77's

Cuma, Nisan 06, 2007

Gelecekte gökyüzünde neler olabilir ?

İşte bir istekle daha karşınızdayım. Ruh halim karışık, istekse bir o kadar güzel. İnsanın hayal gücünü zorlamak için ortaya atılmış adeta. Birlikte düşünelim bakalım: Neler olabilir gökyüzünde, gelecekte?

Tekno-Gökyüzü

Biraz hayal gücümüzü falan bir kenara atıp, şöyle en teknik haliyle ve basitçe düşünürsek. (Böyle yapanlara mühendis mi diyorlardı?) Gökyüzünde uydular olacaktır hem de çok fazla miktarda. İş belki kişisel uydular düzeyine kadar bile inebilir. Uzay yolculuğu daha geniş bir kitleyi ilgilendirecektir. Üstelik uzun uçuşların, atmosfer üstü yüksekliklerde gerçekleştirilmesi de mümkün. Bu da gökyüzünde daha fazla insan yapımı alet göreceğiz demek. Casus uydular, casus uçaklar, insansız gözetleme araçları da dahil.

Biraz daha orta uzun vadeye bakacak olursak, uzayda insan kolonileri de olabilir. Düşünsenize Ay'a hatta ve hatta Mars'a kurulmuş bir insan kolonisi. Haaa, ne yaparlar orada, ne yer ne içerler bilemem ama gelecekte gökyüzünde olabilir bunlar.

Gerçi bu şimdiye kadar saydıklarım gökyüzü tanımı içine girer mi bilemem. Gökyüzü nedir peki? Gökyüzü belki de bakıp da görebildiğimiz yer kadardır. Bilemem. Herkesin gökyüzü farklı farklı bence. Benimkisi çok uzaklara kadar uzanıyor ama.

Uçuyorum kuşlar gibi, özgür değilim.

Belki çok uzak olmayan bir gelecekte uçan küçük arabalarımız olur Jetgillerdeki gibi. İşe gideriz biz onlarla. İnsanlar bir gün kendilerine kanat takmayı bile başarsalar, kanatlarını özgürce uçmak için kullanmazlar, kullanamazlar. Belki de onun için kanatlarımız yoktur kim bilir?

Bence daha güzeli Geleceğe Dönüş serisindeki filmlerden birinde görülene benzer uçan kaykaylarımızın olması. Suyun üstünde gitmeseler de olur benim için. En azından kaykay, zevk için var olan bir şey.

Demem o ki, çeşitli şekillerde uçan insanlar görebiliriz gökyüzünde. Hem de dog fight vs. gibi can sıkıcı şeyleri düşünmemize gerek kalmadan. Çok çok trafik sıkışıklığı bir de tehlikeli sürücüler, o kadar da olur canım. Ne demek istediğimi sanırım Beşinci Element yada Azınlık Raporu filmlerinin trafik sahnelerine göz atarak anlayabilirsiniz.

Evet, bak burası çok ciddi. Elime ilk fırsat geçtiğinde alacağım şöyle tek motorlu bir şeyle, ben de uçacağım. Yani beni de görebilirsiniz gökyüzünde, gerçi bu sizin için eğlenceli bir şey olur mu bilemem. Çok hoşunuza gitmemiş bile olsa, ben de isterem diyorum başka da bir şey demiyorum.

Haydi Abbas vakit tamam

Belki de çok çok uzak bir galakside gökyüzünde iki tane ay olabilir. Hatta daha fazla da olabilir. Çok da güzel olur. Düşünsenize yıl 2417 falan, insanlık olarak dünyayı bitirmiş Alpha Centauri'ye yerleşmişiz. Bir yandan iç savaşlar, bir yandan uzaylılarla savaşlar. Ama iki tane ayı var gezegenimizin, hem de pek güzeller. Aydede de güzeldi ama bunların da geri kalır yanı yok hani.

Çok agresif bir hayal oldu aslında savaşlar falan. Boşverin siz savaşları, ben size bu hayalin akşamcı modunu anlatayım. Şimdi misal biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkarken en az iki alternatifimiz olacak. Üstelik dolunay da daha fazla gözlenebilecek. Ve haliyle yakamoz da... Abbas'ın işi ise biraz zorlaşabilir. O kadar aya işin gücün yoksa tek tek erken çıkmaları için haber sal.

Karanlık, simsiyah ve umutsuz

Çok mu garip geldi. Halbuki bence en gerçekçi olasılık bu. Gelecekte gökyüzünde sadece derin bir karanlık görebiliriz. Doğayı bu hızla tahrip ederken, bir gün dünyayı güneş panelleriyle çevirmek zorunda kalabiliriz, ya da atmosferin en altında yeni bir is katmanı oluşabilir kim bilir. O zaman gökyüzünde hiç bir şey göremeyiz sanırım.

Gerçi hiç bir şey göremememiz hiç bir şey olmayacağı anlamına da gelmez. Güneşten enerji toplamaya yarayan, ve bizi zararlı ışınlarda koruyan kalkan benzeri şeyler olabilir. Bu güneş enerjili su ısıtma sistemleri gibi, ama çatı yerine gökyüzüne yerleştirmişiz sadece.

Ya da insanlar olarak toptan yeraltı sığınaklarında yaşamak zorunda kalabiliriz. O zaman da gökyüzünü çok çok kameralarla falan görürüz. Ama eğer öyle bir şey olursa kimse bu yazıyla daha fazla ilgilenmez zaten. Öyle ya yeryüzünde ne olduğunu bile bilemeyebiliriz, kaldı ki gökyüzü...

Toparlıyorum, sabır lütfen

Elimden geldiğince yazdım bir şeyler. Hep dediğim gibi umarım istek sahiplerini mutlu etmişizdir. Ve bu kadar yazı yazmamın mükafatı olarak bana bir istek hakkı verirseniz, gökyüzünde gelecekte umut olmasını isterim başka da bir şey değil.

Etiketler:

Pazartesi, Mart 05, 2007

Yağmur ve Bulut Resimleri

Çok parçalı bulutlu bir yazı olacak galiba... Ama elden ne gelir, bir istek bu. Yağmur resimleri ve bulut resimleri Şubat ayında bu siteye en çok yönlendirme gönderen iki arama metni. Yani benim için istekler. Ayrıca daha da ötesi uzun zamandır bir okuyucum bana sitemdeki bulut resimleri ile ilgili bir yorum gönderdi, bu da benim için motivasyon sayılır değil mi :) (Tesekkurler N.)


Anlaşılan bulutlar ve yağmur insanların ilgisini bu ara epey çekiyor. Sizce de garip değil mi aslında? Kaldırıyorum kafayı bakıyorum yukarı.. Yok, pek de güneşli bir gökyüzü yok, güneşi özlemek daha gerçekçi olmaz mı? (İtiraf ediyorum, bu cümleyi simüle ettim; bugün gökyüzünde sımsıcak bir Mart güneşi vardı!)

İnsanların ruh haliyle mi ilgili acaba aradıkları resimler, yoksa sadece bulutları sevdiklerinden mi böyleler? Ben severim bulutları mesela... Bulutların, bana göre en güzel yanı ne acaba? Gökyüzünün bir parçası olmaları olabilir belki... Sizce de gökyüzüne ait her şey güzel değil mi? Kar taneleri de güzel bulutlar da güzel, belki de bize verdikleri hisler güzel. Yok artık hislerinize tercüman olmaya da kalkmayacağım ama hatırlamaya çalışın lütfen. Belki bir iki küçük ipucu hatırlamanıza yardımcı olabilir : sozsuzluk, saflık...

Bulutların hayallerimize sınır getirmeye çalışmaması da güzel bir şey. Aynı bulutlara bakıp farklı farklı hayallere kurabiliriz. Mesela aşağıdaki diyalogu çocuksanız arkadaşınızla, çift kişlikliyseniz kendinizle kurabilirsiniz :

- Buzdolobı gibi olan bulutun yanındaki melek ne güzel değil mi? -smiley- -smiley- - smiley-.
- Tosbağa o!
- Ya olur mu? Dikkatli bak biraz, bak hale var kafasında, şu da gövdesi bacakları da burada, kaplumbağa mı şimdi bu?
- Öyle.

Görüldüğü üzere birinci karakter çok konuştuğu için, ikinicisi ise ters bir yaradılışı olduğu için sevimsiz karakterler, bu sebepten kendimi bu örneği hiç vermemiş sayıyorum.


Bulutların hareket ettiğini bilmek de bana zevk verir. Yavaş yavaş süzülürler böyle. Hiç aceleleri olduğuna şahit olmadım. Hem böylece kimseye de ait olmamış olurlar. Misal senin bulutun benim bulutum diye bir kavram yok ama senin araban benim arabam var. (Araba tabi karşılaştırma açısından uygun düşmedi ama o ayrı mesele.) Ben güzel şeylerin sahibinin olmamasından hoşnutum işin açıkcası. Şimdi bu bulutlar para ile satılan bir ürün olsaydı, ya çok pahalı olurdu, yada ucuz bile olsa pratik bir faydaları olmadığından kolay kolay almak istemezdik. En iyisi güzel şeylerin herkesin olması. (Bu paragrafta telif haklarına karşı da ince bir mesaj verdim ama çok ince olduğu hissine kapıldım, böyle gözünüze sokayım dedim(!))

Bulutların en acı tarafı nedir peki? Vefasızlık... Onlar bir kere çekip gittiler mi, biz başka bulutlara bakarız bizim bulutlarımıza da başka insanlar bakar. Arkadaşlık gibi bir şey galiba bu da, hayatın gerçeği. Onlar da bugün var, yarın yenileri var... :(

Umarım istek sahiplerini bir miktar mutlu etmişimdir, elimden geldiğince düşündüklerimi aktararak. Yeni isteklere de her zaman açığız... Yine bekleriz efendim.

Saygı ve sevgilerimle,
...

PS: Yazıyı tekrar okuduğumda fark ettim ki yağmur ile ilgili pek bir şey yazmamışım yada resimler ile ilgili. Başka bir yazıya diyelim artık, ne yapalım...

Etiketler:

Perşembe, Ocak 04, 2007

Kumsala Yazı Yazmak İstiyorum

Bu yazıyı istek üzerine yazıyorum. Yani, bir çeşit bu başlık bana bir peçete üstünde yazılı geldi ama kimden geldiğini bilmiyorum. Birisi bu dört kelimeyi aratmış internette ve tesadüfen bu web sitesine gelmiş. Daha önce pek çok beklenmedik arama metni ile buraya gelen olmuştu ama bu seferki ilgimi çekti. Bu arkadaş bir daha buraya gelir mi? Sanmam ama, biz müşteri memnuniyeti adına üzerimize düşeni yerine getirelim yine de...

Bir şeyi yapabilmek için öncelikle olumsuz faktörleri ortadan kaldırmak gerekir. Kumsala yazı yazabilmek için öncelikle bir kumsalda olmanız gerekir. Daha sonra başka bir şey gerekmez aslında. Eğer biraz çekingenseniz belki biraz cesaret gerekir ama çekinecek bir şey yok bence.

Kumsala yazı yazmak çocukca bir zevk, güzel yani. Böyle deniz, güneş, kum ortamlarında da herkes biraz çocukluğuna döner onun için utanacak sıkılacak bir şey yok bence gönlünüzden geçtiği gibi oynayabilirsiniz kumlarla... Hem siz zaten yazmak istediğinize göre bence yeterince çocuk neşesine de sahip bir insansınız.

Kumsalda olmak işine gelince... O iş bazen biraz çetrefilli olabiliyor gerçekten. Misal ben alakasız bir yerde olduğum için yakınımda güzel kumsal yok. Olanlar da felaket soğuklar. Böyle botlarla kumsalda yürümek de zevkli aslında ama çıplak ayakla daha güzel oluyor bence.

İnsan ilk başta biraz düşünüyor tabi... Ben de düşündüm, şimdi botla kumsala çizgiler çizsek, bunun içine kum dolmaz mı vs. diye? Halbuki çok lüzumsuz bir düşünce. Kum temizlenir ama kumsala yazı yazmak fırsatı gitti mi gider. Yaz onun için hiç düşünme bence.

Şunu da alakasız bir not olarak düşmek isterim ben kumsalda kumları kazıp, su çıkarma işini daha çok severim. Hala büyük bir heyecanla yapıyorum bu işi. "Acaba suyu bulabilecek miyim?" Komik ama eğlenceli... Ama bu iş için bak küçük bir çocuk gerekli hakkaten. Yoksa dalga geçerler adamla, bu yaşta yaptığı işe bak diye.

Sevgili istek sahibi, tamamen atmasyon gücüme dayanarak senin hakkında tahminler yürütmeye başlıyorum, alınma lütfen. Tatil yapmayı özlemişsin sanırım. Zaten arama kriterin bir şeyin aramak amacından çok dilek amaçlı... Google sana bu konuda yardım edemez, zor yani. Tavsiyem biraz kendine vakit ayır. Kumsala yazı yazmak zorunda değilsin illa ama özgür olduğunu hissettiğin başka şeyler yapabilirsin. Ne bileyim bir hafta sonları çok uyuma mesela, onun yerine balığa çık yap bir şeyler artık. Umarım bu yazıyla isteğine uygun bir şey çıkarmışızdır.

Ayrıca, bu yazıyla birlite yayınlanan ve yayınlanmayan (yazdım ama yayınlamıyorum, bencilim.) yazıların toplamı 100 etmiş oldu bu blog için. Dalya dedik bir çeşit. Artık nice dalyalar demek dileğiyle hoşçakalın :) diyelim.

Sağlıcakla...

PS: Bu istek işi hoşuma gitti. Bir çeşit kompozisyon sınavı gibi. Ara sıra tekrar edebilirim yani. Artık bakalım... :)

Etiketler: