Ir77's

Pazartesi, Ağustos 11, 2008

Bir Delinin Alışveriş Güncesi

Bu aralar meşgulum hatta çok meşgulum o kadar meşgulum ki Pazar sabahı 8:25'de kalkıyorum. Ne yapıyorum, alışveriş yapıyorum. Kime kime? Sana bana. Pazar sabahı erken kalkmam kıyamat alameti sayılmazsa bile alışveriş yapmam sayılabilir.

Ben bir aksilik olmazsa alışveriş falan yapmam. Tehdit ve zorlama altında değilsem tabii ama onlar da bir çeşit aksilik olarak düşünülebilir. Hem yoruluyorum hem de kararsız bir insanım zorlanıyorum. Sık sık alışveriş yapmadığımdan yada hiç hiç alışveriş yaptığımdan dolayı bende bir fiyat nosyonu da oluşmamış oluyor. İnsanlar alışveriş yaparkan ürünlerin fiyatlarını kıyaslarlar. Normal bir insan A marka gömlek ile B marka gömleği fiyatını karşılaştırır. Bu benim için mümkün değil. Çünkü A marka gömleğin fiyat etiketi büyük olasılık son bir sene içinde gördüğüm ilk etiket. Bu şartlar altında ben gömleği bildiğim şeylerle kıyaslıyorum. Örneğin fiyatını çat diye düşünmeden bildiğim şeyler arasında bilimum elektronik eşya, balon ve nazar boncuğu var. Bu listeyi daha pek çok lüzümsuz şey ile genişletebilirim. Sonuç olarak ben karar verme aşamasında bir kilo gömlek mi daha ağır yoksa bir kilo balon mu gibi sorular soruyorum kendi kendime bu da satıcıların garibine gidiyor.

Ben denemeyi de sevmem. Bildiğim şeyleri severim ben. Örneğin öğlen yemeğinde yeni bir şey denemek istemem. Yemek yemek sevdiğim bir şey ve sadece bir hakkım varsa niye yeni bir şey deneyeyim ki? Bu soruya bir cevabım olmadığından bildiğim şeyleri yer mutlu olurum. Bana birisi bir hediye falan aldığında da uzun bir süre kullanmam onu, öyle beklerim. Yeni şeyleri açmayı sevmem. Parçayı yemem, bütünü bölmem. Doğal olarak henüz benim olmayan bir şeyi almadan önce denemem. Denemediğim için üzerime olup olmayacağını bilemem. Üzerime olup olmayacağını bilmedğim bir şeyi de almam. Bana tamamen mantıklı gelen bu zinciri de anlayabilen bir satış elemanı olduğunu zannetmiyorum.

Alışveriş ile ilgili bir başka problem ise yorucu olması. Yürüyüp duruyorsun... Aç, susuz öyle dolan dur. O kadar sıkıcı ve yorucu bir işki insan yoruluyor, çok yoruluyor. Mesela ben o kadar yoruldum ki akşam üzeri geldim 4 saat uyudum. Buna normal insanlar sızıp kalmak diyorlar. Kendimi azıcık biliyorsam çok yorulmuş olmam lazım. Yoksa ben akşamları uyumayı da sevmem. Onun yerine bilgisayar ekranına bakarım böyle boş boş bakarım bir de arada bir böyle yazılar yazarım.

Hoşçakalın..

PS: Tehlikenin farkında olmayanlar için :) NYT’ten Türkiye'ye kredi kartı uyarısı (Hürriyet)

Etiketler: ,

Cuma, Haziran 27, 2008

Viva La Vida

I used to rule the world
Seas would rise when I gave the word

Hayat tüm hızıyla akarken bazı kapılar yüzümüze kapanıyor hiç beklemediklerimizden bazıları açılıyor. Bir yere doğru gidiyoruz ama sürükleniyor muyuz yoksa isteyerek mi gidiyoruz söylemek güç. Bunların hepsine alışmak kolay hatta eğlenceli. Oyunun ortasında kurallar değişiyor ama hedef hala aynı birinci olmak.

Beni yıpratan yada inciten kendi elimizle kapattığımız kapılar. Öyle bir an geliyor ki acı da verse devam etmek gerekiyor. İnsanları kırmaktan korkabilirsin, geçen zamana acıyabilirsin ama ne yaparsan yap her geçen anın durumu farklılaştırdığı gerçeğini değiştiremezsin. Zaman dostumuz mu düşmanımız mı bilmiyorum ama ondan daha güçlü olmadığımız gerçek. Daha karmaşık anlatabilir miydim bilemiyorum ama çaresizlik bence budur. Hatta bu anlatamama hissi ta kendisidir!


Viva La Vida, Coldplay'in yeni şarkısı. Dinleyince bana bunları hissetirdi. Biz en iyisi ille de carpe diem diyelim yazıyı öyle noktalayalım ancak öyle dengeleriz.

Hoşçakalın..

Etiketler: , , , ,

Cuma, Mayıs 23, 2008

aa++

Yaş hanesine bir çentik daha attık. Bu sefer ki biraz kilometre taşı gibi böyle çok köşeli olduğundan hafiften içime oturdu ama neyse... En azından karekökü tam sayı olan bir yaş bununla avutucağız kendimizi artık.

Biraz da facebook'un ispiyoncu etkisiyle çok çeşitli kanallar aracılığıyla pek çok kişi tebrik etti. Hatta uluslararası bir olay oldu bile diyebilirim (!) Nereden baksan altı yedi farklı ülkeden tebrik mesajı geldi. Bak şimdi yazınca bana da bir garip geldi :)

Her neyse hatırlayan, kutlayan herkese tek tek teşekkür ederim.

Hatırlamayanlara da ben zorla hatırlattım zaten. İcabında kendi pastamı kendim aldım etrafına adam toplayıp iyi ki doğdun diye şarkı söylettim.

Son olarak, George Lucas da bizi unutmadı Indiana Jones'un devam filmini doğum günümde vizyona soktu. Sağolsun!

Hoşçakalın..

Etiketler:

Salı, Nisan 15, 2008

3 Kişi 1 Nikah

Başlığa bakıp, nikah kavramını yeni bir boyuta taşıdığımı falan sanmayın. Üç kişiden ikisi evlenirken biri (ben!) işin çeşitli ameleliklerini yaptı. Fotoğrafçılık, şahitlik vs.

Bu işin nikah faslıydı tabi, bir de düğün faslı olacak o ayrı. O çok daha kalabalık olacaktır eminim. Ben genç çiftimize mutluluklar dileyip izlenimlerime geçeyim.

Şahitlik beklediğimden kolay bir görev çıktı. İmza atıyorsun bir tane o kadar. Ama başka şeyler var ki daha zor. Mesela nikah öncesi konuşma. Şarap kadehleri havada, diyorlar ki "ee hadi bir şeyler söyle". Tamam da ne söyleyeyim ki. Hazırlık yok bir şey yok. Onu da geç yaşımız kaç başımız kaç ki ben babacan içerikli bir konuşma yapayım. Ben bir anlık boşluklarından yararlanıp kısa bir konuşma yaptım : "şerefe!". Neyse ki onlar da bu mevzuya yeniler, pek garip karşılamadılar artık :p

Bu memleketin evlilik yemini bizimkinden daha uzun ama içerik olarak daha güzel bence. Filmlerdeki gibi "hastalıkta ve sağlıkta ..." diye bir şey. Seremoni odasında dört kişiydik toplam. İkisi evlendi, biri evlendirdi ben de vesair işler yaptım. Sonuncu da hani bana hani bana dedi! Ben nikahı kameraya almak, gerekli yerlerde yüzükleri vermek ve alkışlamak vazifelerini yürüttüm. İsviçre çakısı gibi nikah şahitliği yaptım. Son anda ufak bir saçmaladım ama o da acemilikten. Tam damadın gelini öpmesi gereken yerde (hakkaten film gibi...) ben yanlışlıkla kamera kaydını durdurmuşum (ama salak ile avanak gibi!) :p. P. bu olayı fark edince üzerime ufaktan bir hamle yaptı ama savuşturdum. (Tehlikenin boyunu anlatmak açısından ekstra bilgi veriyorum, kendisinin karate hususunda kıta şampiyonluğu var. Kıyas açısından, ben en son ne zaman spor yaptığımı hatırlamıyorum.)

Evlilikten önce (B.C.) ile evlilikten sonra (A.D.) arasında bir fark yok aslında. Parmağınıza yüzüğü takıyolar o kadar. Dışarıdan görünen bu. Ama o yüzüğü nasıl takıyorlar bilmiyorum, çıkmıyor yerinden bir daha. (E. ile denedik biz bunu hemen nikahtan sonra, yok olmuyor! Nasıl sıkıştırıyorlar onu oraya, pes doğrusu...)

Çok uzatmaya gerek yok aslında. Fotoğraflar facebook'da... Duygu yoğunluğu yüksek ve mutlu bir evlilikti, güzeldi yani... Darısı sizlerin başına artık.

Hoşçakalın.

PS: Siteye email ile üye olan veya yorum yazan herkese teşekkürler.

Etiketler: ,

Perşembe, Nisan 10, 2008

Olan biten..

Bu aralar kafam çok karışık, her şey çok dağınık... Yani ne desem boş diyebileceğim bir dönem geçiriyorum. En iyisi dedim yazayım.

Tam olarak şu anda neler yapıyorum? Üzerimde ne var?

Evet, bu bile acaip inanmayacaksınız. Az önce hindili sandviç yerken fark ettim, sandviçi yanlış etiketlemişler. Domuz etliymiş... Hayır tadı çok yabancı, sevmiyorum hiç. Böylece geceye 1-0 yenik başlamış olduk zaten. (Yazınca çok da acaip gelmedi bu, normal galiba.)

Sonra memleketimden, yani memleketimden derken neredeyse taa köyümden mektup geldi. Zarfından tanıdık bir hava vardı zaten. Saman kağıdı görmeyeli uzun zaman olmuştu :). Saman kağıdı katlayıp, bantla kapatmak suretiyle zarfa çevirip yanlış adrese göndererek bana ulaştırmışlar. Bunu son göreli uzun zaman olmuyor mesela, ilk defa şahit oluyorum! Burayı sizlere günün bilmecesi olarak bırakıyorum? Tahmin edin bakalım bu hangi kişi yada kurum?

Ben bir yandan bir arkadaşın (V.) yedek subay sonuçlarını takip edip, diğer bir taraftan da Kore'ce pop müziği icraa eden sanaatkarları dinliyorum. Tesadüfen bir şarkı buldum, ama çok güzel. Dinleyin yani tavsiye ediyorum. Maksat bulunsun diye, sırf hizmet maksatlı buraya bir örneğini de iliştiriyorum. Arz ederim.



Bitti mi?

Bu muydu canım kardeiim dertlerin, diyor olabilirsiniz. Cevap çok sert geliyor ama, başlamadık bile.

Nikah masasına oturuyorum..

Nikah masına oturmak üzereyim işte. Bunu da asağıya bir yere iliştiriyorum. Tek amacım, aynı yazıda kaç alakasız youtube videosu kullanılır gibi saçma bir sorunun cevabını bulmak. Yanlış anlaşılmasın.

Ama şaka maka nikah masasına oturuyorum. E. ile P.'nin nikahında hem tek şahit hem de tek davetliyim :) Bestman bile olabilirim, emin değilim... Bana da ilginç geliyor. Evlilik tarihlerini bana önce Ekim, sonra Haziran en son da haftaya Cuma diye bildirdiler. 6 gündür kendi çapımda bir şok yaşıyorum. Ben davetli olarak henüz tam hazır değilim yani! Tahmin ediyorum bu konuda daha yazi yazarim. (Yeni taktiğim bu, arkası yarın atıyorum yazılarıma!) Bu firsatla buradan da kendilerine mutluluklar diliyorum. Nikah şekerlerinden birer tane alalım lütfen.

E. benim için artık eski bir tanıdık der herhalde bilemiyorum. Dedim ya kafam karışık. Hiçbir şeyden kolay emin olamıyorum..



Aradan uzun zaman geçti tabi, baska da bir ton sey oldu hatırlamak bile güç. Mesela Şubat ortasinda bir yerde Çin yeni yılı oldu, bana kırmızı zarf içerisinde bozuk para verdiler. Ne olduğunu anlamam epey vakit aldi. Her milletin acaip adetleri var bu dünyada. Bugün SF'dan olimpik meşale geçecekti ama hediye peşinden koşturdum ben gitmeye fırsat olmadı.

Sevindiğim başka bir haber ise, V., H.'ye yüzügü verdi. Her ne kadar beklenen bir haber olsa da benim için, çok sevindim yine de. (En düşük cümleyi az önce kurdum, galiba :p) Umarım düğünlerinde de orada olabilirim. Onları da tekrar tebrik ediyorum. Hatta annem de tebrik ediyor. Etti yani, ama ben söylemeyi unuttum galiba.

Buraya yazmayı özlemişim gerçekten, uzun zaman aradan sonra bu yazıyı okumak için tekrar bana zaman ayırdığınız için tesekkürler. Son söz olarak O.'ya seslenmek istiyorum. Kolay şifre seçmeyelim, seçenleri uyaralım. Hepimizin başı yanıyor sonunda. Hack'e tamam, yola devam. ... İyi adam lafının üstüne gelirmiş derler ya, yazinin tam burasin da O. beni MSN den dürttü. (Bu dürtmek yakında çok moda olacak, benden demesi. İçerden bilgi alıyorum, ya!) O da aşık olmus galiba... Evlenmekden falan bahsediyor. Ben gerekirse nikah şahidin olurun dedim. Bu konuda kariyer düşünüyorum. Aslında basit. Kimsenin ayağına basma, çiçeği kapmak için atlama. Bence özeti bu.

Son, son söz olarak çok dedikoducu hissettim kendimi. Umarım kimseyi kırmamış, kimseyi rahatsız etmemişimdir. Ayrıca teker teker evlenin lan!

Hoşçakalın..

PS: Son darbe olarak, blogger yazıdaki tüm Türkçe karakterleri aksansız karşılıkları ile değiştirdi. Yazıyı Türkçe olmayan bir klavyeden yazıyorum. Ne desem boş, elimden geldiğince düzelttim ama, bu da blogger için gelsin :



PPS: Bu yazı bitmeyecek galiba, ama hayatım sitcom. Bunu da yazıyorum. Yok yazmıyorum. Internette rastgele forumdan bulduğu telefon numarasıyle kim Dubai'i niye aradı yazmıyorum. Sonraki bölümlere artık!

Etiketler: , , , , ,

Perşembe, Ocak 10, 2008

Hava soğuk...

Daha nasil anlatayim bilemiyorum. Ankara'nin sogugu kadar degil ama soguk iste. Sabahlari disari çikinca suratim acimiyor ya da ne bileyim yerler buz degil ama yataktan çikmak istememi engelleyecek kadar soguk.

Üstelik sicak olmasi gereken bir cografyadayiz. Hiç bir seye soguga göre tasarlanmamis ki... Evi klimayla isitmaya çalisiyorduk baktik olmadi elektrik sobasina geçtik. Elektrik sobasi dediginin elektrik kismini bosver kaldi sana soba. Koyuyorsun bir odaya, kapatiyorsun kapiyi... Evin geri kalanina girmekle kuzey kutbuna gitmek arasinda pek bir fark kalmiyor. (Soba kismini at diyecek olan olur diye de pesinen söyleyeyim, o zaman da elektrik kaliyor. Bu alet çalisirken baska bir sey çalistir çaat... Ne oldu? Sigorta atti. !!!***)

Ben de battaniyenin altina girip televizyon izlemeye basladim aksamlari. Yiyecek, içecek ivir zivir ne varsa aliyorum onlari da yanima. Uzun zamandir böyle düzenli televizyon izlemiyordum, görev bilinciyle her aksam 1 saat izliyorum. Güzel diziler oluyor. Hem de böyle 20-25 dakikalik seyler, adami yormuyolar. (90 dk. dizi mi olur be, film olur o. Gider sinemada izlersin.) Ayrica battaniyenin alti ne güzel abi, sicacik...

Maksat yazilar da kopukluk olmasin diye yapmadigim seyi yaptim günlük olaylar raporuna girdim. Ben ajans olmadigima göre niye böyle bir sey yaptigimi açiklamak güç. Ama olur da açiklama getirmek isterseniz hemen kisa bir yorum yazabilirsiniz :p

Iyi aksamlar efendim..

Etiketler: ,

Çarşamba, Aralık 26, 2007

Return of the Karpuz

Yazılarıma uzun bir aradan sonra kaldığım yerden devam ediyorum. Evime de kısa bir bayram tatili arasından sonra geri geldim. Neden ara verdiğimden çok devam etmem önemli bence. O halde hemen başlayalım...

Eve döndüğümde beni tek bekleyenin yalnızlığım olduğunu sanmıştım. Yanılmışım. Listeye açlığında eklenmesi gerekiyordu. Çünkü tatil günüydü ve dışarıda açık bir tek dükkan bile yoktu. Evde ekmek yoktu, üstelik hava da soğuktu.

Tek Tek

Sorunların tek tek çözülmesi gerekiyordu. Sobayı yakarak başladım. Yani soba olsa yakardım tabi yada üşenirdim emin değilim. Klimayı çalıştırdım ben. Soba olsa üstünde kestane de pişirebilirdim. Aslında tavada da pişirebilirim. Kestanenin kendisi olmayınca bunlar o kadar da mühim sorunlar değil aslında. Gerçi bugün olanlardan sonra emin değilim bir şeyin varlığı mı daha kötü yoksa yokluğu mu? Aman yine de ben kestane alayım, canım çekti resmen. Yaparım sobada çıtır çıtır...

Karnımı doyurmak da zor olmadı yani. Ev o kadar da boş değildi. Sucuk, lavaş, zeytin ve kaşar peyniri vardı ki adam olana yeter de artar bile. Ayrıca yeni bir yemek geliştirdim, tarifini not düşmek açısından yazmak istiyorum:
  1. Sucukları dilim dilim yap tavada kızart.
  2. Bir kaç kalın dilim kaşar doğra, tavadaki yağa batırılmış lavaşın arasına 1-2 dilim koy.
  3. Bunu mikrodalgada 10 saniye çevir.
  4. Bunun arasına tavadaki sucuklardan bir miktar at, geri kapat.
  5. 20 saniye daha çevir. Kaşar erimediyse biraz daha çevir.
Budur yani. Tavsiye ederim, oldukça güzel oluyor. Burada karışık tosttan esinlendiğimi itiraf etmeliyim. Ama ondan bile iyi oluyor gerçekten. Bir de tahin-pekmez ile birlikte servis ederseniz tadından yenmez.

Karnımı doyurmanın verdiği enerjiyle çamaşıra da giriştim. Ne var ne yok yıkıyorum yani, her şey yolunda keyifler tıkırında.

Tek sorun mutfağın tabanına biraz bir şey dökülmüş siliyorum onu. 10 dk. sonra aynı şey yine orada yine siliyorum ama bu sefer biraz işkilleniyorum da yani. 10 dk. sonra aynı şey yine orada... Böyle sarımsı kötü kokan bir sıvı, acaba nedir nedir nedir? Sıvının geldiğinden şüphelendiğim dolabın kapağını açıyorum.

İlk tepki: hasss, hasss, hasss, hasss****r!

Welcome to my destiny


Yine ben, yine bir mutfak faciası... Dolabın dibinde 2 parmak kalınlığında sıvı, dolapta da yok yok... Sprite'lar mı patladı limonatalar mı? Ne oldu acaba? Ayrıca dolap dolap değil parti malzemeleri mahzeni. Şişe, şişe, şişe, şişe karpuz! Evet karpuz. Yani karpuzmuş. Ben onu dolaptan çıkarırken fark ettim, çok yaşlanmış çökmüş epey. Yarısından çoğu yok. Buhar olup uçmamış, sıvı olup ortalığı batırmış. Kendisiyle çok anılarımız vardı aslında. Bu eve taşındığımızdan beri orada kendisi. Ben onu Haziran ayında falan almıştım galiba, emin değilim. Evimizin adeta bir ferdiydi o, çok üzgünüm ama sinirliyim de! Bu evin hali ne olacak?!

Şans eseri çok alakasız bir yerde bir rulo kağıt havlu bulmam dışında güzel bir olay yok. O da olmasa yandık, her yer kapalı. Bir yandan da çamaşırlar kurutma makinesinde, aklım da onlarda. Neyse yaklaşık bir saat süren zorlu bir çalışmayla temizledim. Limitsiz sıvı, limitli kağıt havlu olmasına rağmen. Üstüm başım battı bir yandan. Hayır işin acı yanı tam çamaşır yıkarken olmaz ki ya. Daha yeni boşalttım kirli sepetini hop yeni malzemeler geldi. Bir sonraki çamaşır kim bilir ne zaman yıkanır, en azından 1 ayı var.

Bu temizleme süresince aklıma gelen gelmeyen herkese sağlam küfür ettim. Bazıları daha çok nasiplerini aldılar ama hiç pişman değilim. Hala kokusu geçmedi. Bir ton çamaşır suyu döktüm, sildim, dolabın kapısını açık bıraktım yok bana mısın demiyor. Yarına koku azalır diye umuyorum.

Bölüm IX : Süvariler ve Buzdolabı

Masal gibi oldu ama gerçek biraz. Süper kahramanım K. yetişti. Daha önce kendisi mutfağı adam etmeme yardım etmişti. Karpuz vakasının üstüne buzdolabını temizlemek için ısrar ediyor. Savul gaddar buzdolabı artık son anların bunlar. Yalnız da değilim ayrıca ulan, destek hemen yetişti! Soğuk da yok artık! Karşımda son kalan bela pislik!

Buzdolabında olduğunu bildiğim fakat uzun zamandır kendilerini göremediğim şeyler arasında, yaklaşık Haziran'da aldığım bir ananas, Temmuz civarı almış olduğum bir miktar limon da var. Uzatmaya gerek yok, buzdolabını temizlemek yaklaşık bir saat ve 3 adet büyük boy çöp torbası aldı. Son kullanma tarihi geçmiş bir sürü ıvır zıvır, onlarca boş yada boşa yakın torba vs. vs. O kadar çok şey çıktı ki, abartısız çöp poşetini taşımakta zorluk çektim. Zaten uzun zamandır aklımı kurcalıyordu, nasıl olur da koca koca ailelere yeten bir buzdolabı sadece ve sadece iki kişiye yetmez diye. Cevabı hep birlikte bulmuş olduk. Olur da sorarlarsa bir bilgi yarışmasında falan verecek cevabım var.

Günün sonunda evin temiz olduğunu söyleyebilirim. Gerçi sinir bozucu ve yorucu bir gündü orası ayrı. Bunu böyle korumak lazım yoksa felaket oluyor yani. Bu lafı söylediğimi annem duysa çok şaşırırdı herhalde. Ama bugün aklıma o da çok geldi. Ben bu yaptıklarımın yarısını evde yapsam bana ne yapardı acaba? Sonum hayırlı olmazdı eminim. Karpuzla birlikte çöpe bile atılabilirdim.

Neyse bu seferlik, artık olmuş bir kere deyip; dersimizi alıp yolumuza devam ediyoruz. Ama bir daha böyle olursa başta kendim tüm sorumluları tek tek yakalar cezalandırırım. Bugün çok güzel bir ceza yöntemi geliştirdim de onu kullanırım. Çürümüş karpuz suyu koklatmak. Böyle bir koku olamaz, olmamalı! Tek problem üretmesi aylar alıyor...

Sevgilerim ve temiz günler temiz evler dileklerimle!

PS:
  1. K. kardeşime tekrar tekrar teşekkürler. Bu kadar yardımı kimse yapmazdı.
  2. E. bu olaylar olurken burada olmaman tamamen senin şansın, ama şansın dönmek üzere! Çekirge bir zıplar, iki zıplar... :p
  3. Bayramınız kutlu olsun. Beni evinde misafir eden diğer E. 'ye teşekkürlerimi iletiyorum. Sayesinde dinler arası hoşgörü yolunda bir adım daha attım :) Tüm dinlerin tüm bayramları kutlu olsun.
  4. Yazı hayatıma(!) dönmemin en önemli sebebi M. ye verdiğim söz. Kendisine içinde bulunduğu dönemde kolaylıklar diliyorum. Ben buradan, olabildiğince ve her zaman destekçisiyim. May the force be with you...
  5. Bu kadar uzun bir aradan sonra bile bu sayfaya göz atan ve ve bu yazıyı buraya kadar okuyan herkese de tek tek saygılarımı sunarım.

Etiketler: , , , ,

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

Uçuyorum LA e :)

Bir buçuk iki kadar ay önce aldım bu mesajı arkadaşım V. 'den. (Yazdığı mesajı izin almadan aynen yayınladık bari ismini yayınlamayalım.) Daha başlamadan özür diliyorum bu yazıyı izinsiz yazdığım için. Hoş biz de Ahmet Hakan ile Mansur Forutan ikilisi olmadığımızdan, arkadaşımın evinde dün sabah kimleri gördüm tarzı olaylı beyanatlar pek olmayacaktır bu yazıda.

Kendisi en yakın arkadaşımdı. Yani coğrafi olarak. Şimdi o da diğer pek çok arkadaşlarımın gibi uzaklarda oldu benim için. Ama bir başkası daha da yakına geldi, o da hayatın bana karşı bir nezaketi olsa gerek.

Güle git demek istiyorum kendisine. Yeni hayatında çok mutlu ol da demek isterdim... Ama diyemiyorum, çünkü adam zaten eski hayatına gitti. Hem orada ne kadar mutlu olduğunu ben biliyorum, kendisi biliyor. Diğer bilmesi gerekenler de biliyorlardır eminim.

Burada kaldığı bir sene içerisinde olur olmaz her şart altında görüştük. Kendisinden ileri sürüş teknikleri aldım. Kabul etmeyelim ikimiz de çok korktuk ama ben kendi adıma epey de eğlendim. Kendisiyle ortak olarak inandığımız bir şey var o da kader ortaklığı yaptığımız. Bugüne kadar pek çok defa kanıtlandı bu. Ya bir şeyi beraber yaptık yada dünya bize zorla beraber yaptırdı. Ben böyle hissediyorum, ondandır pek ayrı gayrı da olmadı aramızda. (İkimiz de yolun ortasına devrilmiş ağaca saat yüz küsür kilometre ile yaklaşırken, çıkar çatışmasına vakit bulmak epey zor oluyor.) Kısacası biz güzel anlaştık güzel de anlaşıyoruz, ne diyeyim nazar değmesin.

En son onu bir fotoğrafta gördüm. LA'de çektirmiş. (Kilo ver!) Son kez de geçenlerde bir emailleştik, dertleştik. Uzak da olsak bazen bir metre yakınımızda olanlardan daha yakınız. Böyle düşündüm, emaili görünce.

Her neyse, zafer bayramına da bir kaç gün kaldı şurada. Kendisinin zafer bayramını ama özel olarak onunkini defalarca kutluyorum. Nica yıldönümlerini sağlıcakla, beraber kutlamak dileğiyle, güle güle V. yolun açık olsun...

Etiketler:

Salı, Ağustos 28, 2007

Bulaşık Makinesi Üzerine

Bulaşık makinesi üzerine güzelleme yazacak halim yok, ama fırsatım olsa onu da yapmak isterim. Bu, bir çeşit tecrübe aktarımı denemesi. Ne tecrübesi, altı üstü bulaşık makinesi demeyin. Öyle olsa ben bunları yazacak noktaya gelmezdim.

"Yeni evimde bulaşık makinesi var." sanırım başlı başına saçma bir cümle. Sadece saçma olduğu için bile güzel. Giriş kısmı önemli değil aslında. Bulaşıklarla mücadelede etkin olan bu silaha sahip olmam henüz çok yeni. Heyecanım bu sebepten...

Öncelikle güzel bir alet. İki haftalık kurumuş bulaşığı bile yumuşatabiliyor. Sonra bir de el de yıkayınca pek güzel oluyor. Ama buraya kadarkiler benim önceden bildiğim şeylerdi zaten şimdi yeni neler öğrendim onu anlatayım.

Tencereler ters ters...

Neden tencereleri ters koyarlar bulaşık makinesine hiç düşündünüz mü bu konuda? Ben de daha önce düşünmemiştim. Zaman geçirmek için daha eğlenceli şeyler biliyorum da ondan... (Privateer II: Darkening !!) Tabi siz normal bir insan evladı olarak düşünmemiş bile olsanız en azından diğer insanların yaptığı gibi yapmış olmalısınız. Yani her şey ters ters... Tencereler, tavalar hepsi biraz hüzünlü hepsi biraz buruk. Ben öyle yapmadım. Çünkü bunun önemli bir şey olabileceği aklıma gelmedi.

Görüldüğü üzere pratik zekada pek nadir bende. Tepede bir pervane, pervanede delikler var, aletede hortum bağlı. Lassie bize bir şey anlatmaya çalışıyor ama du bakali n'olacak. Her neyse, bağlayalım sözü... Bu alet çalıştı etti bir güzel de durdu. Yıkama programını sonlandırmış bile olabilir. Açtım böyle kapağını, yüzüme doğru böyle sıcak bir buhar çarptı. Bende bir mutluluk hissi. Her şey tertemiz. İşte yine, yeniden!

Tasarruf mu acaba?

Ama o da nesi? Bütün tencereler, olmuş sana kova. Ağzına kadar deterjanlı su dolu hepsinin. O an ben de şimşek çaktı. Demek bundan ters koyuyoruz biz bunları. (Tabaklar ise yan yan.) Tamam da o zaman şimdi bizim bardakların içi su dolmasın diye sadece dışlarını mı yıkıyoruz? Ben orayı tam anlamadım. Bardakların yıkanmasına alışık olmadığım için üzülmedim pek.

Şimdi bu su belki bir tasarruf tedbirinin sonucudur diye geçirdim aklımdan. Gelecek yıkamada tencereyi aynen öyle koy, bu biriktirilmiş su da işe yarasın. Pek mantıklı gelmedi. Bu fikirden hemen vazgeçtim.

Şimdi arif olana bu hikayede bir tecrübe mevcut. Kullanmanızı, başkalarının hatalarından ders almanızı tavsiye ederim. :p

Etiketler: ,

Perşembe, Mayıs 31, 2007

Mayıs Hakkında

Haziran'a yaklaşırken aklıma geldi yine, baharın ve yılın en sevdiğim ayı Mayıs'tır. Bu tercihim için hiçbir sebebim olmadığı gibi kendimi açıklama yapmak zorunda da hissetmiyorum. Ama daha normal bir insan gibi gözükmek istediğim zamanlarda kullanabileceğim pek çok bahanem var.

Mesela, kendimce önemli tarihler hep bu ayın içine denk gelegelmiştir. Belki de bu ay içinde olan her şey benim için önemlidir. Doğanın da bu ayı sevdiğini söyleyebiliriz. Öyle olmasa bu kadar güzel olabilir miydi penceremin dışındaki hayat şu güzel günlerde.

İnsanları daha bir fazla seviyorum Mayıs'ta, hele kendimi en çok seviyorum(!). Bak bunun sebebini de bilemiyorum işte. Garip bir şey bence...

Dışarıda bir masada oturarak yemek yemek için de en güzel zamandır. Nisan soğuk olur, Haziran'sa sıcak. Mayıs'ta ise hafif esinti olur, güneş bana gülümser.

Mayıs gençtir ayrıca. Bahar yorgunluğu falan olmaz bu ayda. Yazın rehaveti hiç olmaz. Kıpır kıpır olur insanın için, mutlu olur neşelenir.

Abartıyorum farkındayım, ama ne yapayım seviyorum işte... :)

Hayat güzel, Mayıs güzel; iyisi mi keyfini çıkartın...

Etiketler:

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

- 24 -

Arayan, soran, kutlayan mesaj gönderen, duvara yazı yazan, email atan, kart gönderen, mum üflerken yanımda olan, yemek ayarlayan, yemeğe gelen, sürpriz yapan, unutmamış gibi yapan, unuttuğuna üzülen, iyi ki doğdun diyen, sarılan, öpen, el sıkan, mum diken, mumları yakan, dilek tut diyen, fotoğraf çeken, yanımda olan, yanımda olamayan, yaşlandın iyice diyen, gününü şaşırmayan, geç de olsa hatırlayacak olan,

beni seven

herkese tek tek teşekkürler.

Ahmet :)

Etiketler:

Cumartesi, Ocak 06, 2007

Hayatından Çıktıklarım

Mütemadiyen yapıyorum, çıkıyorum birilerinin hayatından.

Şu an bile oluyor bir yerlerde, uzakta. Gözden ırak gönülden de ırak meselesi değil sadece bu. İnsanlar hayatlarına devam ediyor bensiz, farksız. Üzülüyorlar, kaybediyorlar, mezun oluyorlar, neşeleniyorlar, dağıtıyorlar hep aynı; iş paylaşmaya geldiğinde ben yokum orada.

Ne olacaktı ki başka? Hayat belki donsaydı bir buçuk yıl kadar önce herkes için o zaman problem olmazdı. Ben yine gelişme gösterememiş olurdum ama herkes için de aynı olurdu, curveden yırtardım.

MSN, Skype, E-mail bunlar ile arkadaş mı kalınır insanlarla. Şöyle bir dışarı çıkmak lazım, sohbet etmek lazım, Ali Kırca'nın dediği gibi hayatı paylaşmak lazım.

İnsanların hayatından birden çıkmak diye bir şey yok tabi. Hafif hafif kopuyor bağlar. Önce sadece merhaba dedikleriniz sizi cep telefonlarından siliyor. (Simüle ediyorum.) Onlar çok önemli değiller gerçi. Sonra arkadaşlarınız sadece merhaba dedikleriniz oluyor. Yakın arkadaşlarınızla da artık eskisi kadar yakın olmuyorsunuz. Eee nasıl olasınız ki, uzaktasınız. Bu böyle zincir halinde gidiyor.

Gerçi burada bir detayı atlattığımı kabul ediyorum. Bazı insanlarla böyle 5 dk için bile bir araya geldiğinizde her şey bir anda eskisi gibi oluyor. Yada bana öyle geliyor ama oluyor oluyor...

Belki de bu uzakta olmak filtre gibi bir şeydir, sadece gerçek dostlarınızı bulmak için.

Pollyanna Whittier


Hoşçakalın.

PS: Blog'u da kimse okumuyor artık. Abi kesin bütün arkadaşlarım terk etti beni. N'oluyor ya?

Etiketler:

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Rapor Veriyorum...

Uzun zamandır zamanım olmadığı için yazmıyordum ama artık baskılara dayanmakta güçlük çekmeye başladım. Suskunluğumu bozuyorum.

Önce küçük bir duyuru. Blog'u blogger'ın beta servisine taşıdım. Bu özünde benim için daha fazla kullanım kolaylılığı ve kullandığım diğer Google servisleriyle daha fazla entegrasyon demek. Sizin için ise temel de hiç bir değişiklik olmaması gerek. Gerekirdi en azından. Ama öyle olmadı. Yorum sisteminde şu an problem olduğunu biliyorum. Biraz dolambaçlı yollar izlerseniz yorum yazabilirsiniz ama... Tahmin ediyorum 1 aylık bir zaman diliminde çözülecektir bu sorun ama elimden beklemekten başka bir şey gelmiyor onun için özür dilerim. (Bu sorun düzelmiş bile olabilir...)

Artık her yazıya etiket de ekleyebiliyorum. Yakın bir zamanda bu beta işi biraz daha oturduğunda tahmin ediyorum epey kullanışlı bir özellik olacak bu.

Daha daha ne haber?

Bu soruya cevap vermek zorundayım sanırım... Umm, aslında pek bir değişiklik yok beni tanıyanlar için ama illa detay vermem gerekirse. Bugün %65 kakaolu çikolata denedim, güzel oluyormuş. Hatta biraz daha fazlaya da çekinmeden çıkabilirim sanırım. Bence her şey en güzel olsun her şey en gurme olsun :p

Geçen haftaydı sanırım mantı yedim yani yedik. "Ooo çok büyük haber!" diyenleriniz için hatırlatmak isterim Kayseri'ye kuş uçusu mesafem bir kuşun uçamayacağı kadar fazla. Albatros uçabilir belki yada anka kuşu ama emin değilim :). Sağolsun arkadaşlar çağırdı bizleri evlerine, yemek verdi bizlere. Gerçi mantıyı katlama işini bize yaptırdılar ama olsun ;). Bunu bulamayanlar da var. (Olur da yolunuz buralara düşerse A. ve O. tekrar teşekkürler.)

Bu aralar bir ara %6 alkollü pembe Merlot denedim. Gayet güzel oluyor, gazoz gibi. Hatta Freşa gibi. Hoş yani, deneyin tavsiye ederim.

Başka... Temizlik yaptık 2 gün önce. Ev tekrar eve benzedi. Gerçi halının üstünde acil durumlar için sakladığımız stoklarımızı da bu sebeple yok etmek zorunda kaldık... Felaket çamaşır da yıkadım ayrıca. Bir kerede 4 makina dolusu yıkadım, of ki of yani. (Çarşamba günü gelecek olan misafirim V., bunlar biraz da senin için, bil kıymetini lütfen. Gerçi bu kadar temizlikten sonra sana klasik ev hanımı tribi de atabilirim, "evde biraz pis ama kusura bakma, ev hali artık" :D)

3. çeyreğin en çok fark yaratan adamı seçildim bir yerde. Gerçi hala ne olduğumu anlayabilmiş değilim ama bana bir ton şeker, Superman'li uçan balon vs. verdiler teşekkür ettim. Ne olduğumu tam olarak anlasaydım belki daha da açıklayıcı bir şeyler yazardım ama anlamadım pek.

Şükran günü yaklaştı. Haftaya Perşembe günü kendisi. Zaten her zaman Perşembe günü oluyormuş, ben de yeni öğrendim. Okulda organize edilmiş bir yemek olayı var; oraya gidip hindimizi de yiyeceğiz artık. Ne demişler free food baldan tatlıdır. Yani tam öyle olmasa da bir şey demişler işte...

Uzun bir aradan sonra Magic The Gathering oynadım. (Eğer bilgisayar oyununu hatırlayanlar varsa, işte onu.) Bence güzel oyundu, ama para hırsıyla saçma sapan bir hale getirdiler. Genel anlamda zeka oyunu olarak kabul bile görebilirdi. Ayrıca Medieval Total War'da oynadım ama ondan bahsetmek istemiyorum; yine kaybettim...

Bunlar dışında koşturup duruyorum, etraflıca bir tatil hakkaten iyi olacak diyebilirim. (Haftaya tatil de tümden :). Ama ben de bayramda çalışmıştım ona sayarsınız artık. Yok saymazsanız da...canınız sağolsun be!)

Hayat dediğin de her zaman güzel bir şey olamıyor. Arada bir yerde gerçekten beni çok üzen bir haber aldım. Çok yakın bir arkadaşım omuzlarındaki yük biraz daha ağırlaştı. Konuşmayı beceremedim, zaten ne diyeceğimi de bilmiyordum. Yazmayı da beceremedim işte. Kolay gelsin, dostum... Bil ki...(Yanında olamadığım için özür dilerim. Bir kere daha anladım ki her an sevdiklerimizle birlikte ne kadar kıymetli ve uzakta olmak bazen ne kadar zor. )

Daha fazla yazabileceğim rasgele şey var mı bilmiyorum. Hiç sevmediğim halde bir ton detay yazdım. Aslında ben detayları ne yazmayı seviyorum ne de paylaşmayı. Soranlara veriyorum bir özet ama insanlar çok meraklı. Ben de kıramıyorum bu pek sevdiklerimi... :)

Eğer bu yazıda bahsi geçen herhangi bir şey hakkında daha fazla bilgi istiyorsanız lütfen 555 35 77'i arayın (aramayın!), yada eğer teknik zorlukları aşabilirseniz bu yazıya yorum yazın yada herhangi başka bir şey yapın ama eğer şevkimi kırmak istemiyorsanız sonraki yazılar için lütfen bana doğrudan sormayın (Evet, e-mail doğrudan oluyor.). Teşekkürler...

Sütüm yok ama muzum var, dişimi fırçalayıp yatmadan önce bence gayet yeterli bir mutluluk kaynağı. Ben tekrar gerçek hayatıma dönüyorum, şimdilik hoşçakalın.

Sevgilerimle,
Ahmet.

PS: Bu yazıyı izninizle birine ithaf etmek istiyorum. H.'cım, canım istedin yazdım. Umarım hoşuna gider. Yanlış anlamalar oluyor diye yazı yazmak istemiyordum aslında ama baktım hiç yazı yazmasam ondan bile anlam çıkarıyorsun, korktum dedim en iyisi yazmak...

Etiketler: , , , ,